gay

Gay arkadaş sohbet sitesi. Eşcinsel chat. lezbiyen gaylar erkek erkege biseksüel istanbul ankara izmir gay sitesi.

gay

HANGİ ABD EYALETİ EŞCİNSEL EVLİLİKLERİ REDDEDİYOR?

ABD’nin Kuzey Dakota eyaletinin eşcinsel evlilik başvuruları reddettiği iddia ediliyor.

2015 yılında Yüksek Mahkeme’nin ABD genelinde eşcinsel evlilikleri yasallaştırmasına halen karşı gelen eyaletlerin olduğu iddia ediliyor. Hazırlanan bir rapora göre, Cumhuriyetçi partinin yönetiminde olan Kuzey Dakota eyaleti eşcinsel evlilik başvurularını reddederken, Yüksek Mahkeme’nin evliliklerle ilgili ”Karı & Koca” terimlerini cinsiyetsizleştirmek için eyaletlere zorunlu tuttuğu ”Eş” kelimesinin kullanımı da reddettiği açıklandı.

Hazırlanan raporda 2004 yılında eyalette yapılan bir araştırmada, eyalette yaşayan ABD vatandaşı bireylerin %73’ünün eşcinsel evliliklere karşı olduğu açıklanırken, Demokrat siyasetçi John Grabinge, ülke genelinde eşcinsel evliliklerin yasallaşmasından beri eyalette hukuki olarak birçok davanın da sonuçsuz bırakıldığını iddia etti

soL, Fidel`in ülkesini anlatıyor: Komandante’nin ülkesinde eşcinsel olmak

‘Küba mucizesinin’ bir boyutunu da, Gay ve LGBT özgürleşmesinde kapitalist ülkelerdeki kimlik siyasetinden farklı bir yol izlenmesi oluşturuyor. Havana’da 2013 yılında düzenlenen Onur Yürüyüşü’nün temel sloganı, Comandante’nin ülkesinde eşcinsel olmaya dair yeterince şey anlatıyor: “Sosyalizme evet, homofobiye hayır!”

Sosyalizmin özü, insanların cinsel yönelimlerinden dolayı dışlanması değil kapsanmasıdır.
Ricardo Alarcón, Halk İktidarı Ulusal Meclis Başkanı

Küba’da sosyalizmin nasıl ayakta kaldığını, küçük bir ada devletinin kendisi dışında neredeyse tüm dünyayı teslim alan bir sisteme nasıl direndiğini merak etmemek elde değil. Gerçek bir ölüm kalım savaşının ürünü olan Küba sosyalizminin arkasındaki halk desteğinin unsurları arasında ülkedeki LGBT hareketini de sayabiliyor oluşumuzun hikâyesi, çıkarılması gereken derslerle dolu.

1959 yılında yaşanan siyasi devrimi, çok daha çetin geçecek bir toplumsal devrim aşaması izledi. Sömürge döneminin ve Batista diktatörlüğünün izlerini silmek, çok boyutlu bir toplumsal dönüşüm gerçekleşmeden başarılamazdı. Söz konusu dönüşümün, burjuva toplumundan devralınan toplumsal ilişki biçimlerini, yerleşiklik kazanmış normları, gündelik yaşama yön veren kültürü sarsmadan kalıcı sonuçlar elde edilmesi düşünülemezdi. Kübalı komünistler, Latin Amerika kültüründe köklü bir yeri olan maçolukla, erkek egemen toplumsal yapıyla ve alışkanlıklarla mücadele etmeye kararlıydılar. Yeni İnsan başka türlü yaratılmazdı.

Efsanevi kadın lider Vilma Espín, 1960 yılında kurulan Küba Kadın Federasyonu’nda (FMC) kolları sıvarken, yerleşik toplumsal cinsiyet normlarının etkisini kırmak için kat etmeleri gereken yolun uzun olduğunun bilincindeydi. Espín, daha 1975 yılında, o dönem hazırlanan Anayasa’da, evliliğin cinsiyet belirtilmeksizin, yani heteroseksüelliğin kalıbına sokulmadan, iki kişi arasındaki birliktelik olarak tanımlanmasını önermişti.

Devrimden 50 yıl sonra, Ulusal Cinsel Eğitim Merkezi’nin (CENESEX) bahçesinde sevgilisi Elizabeth ile ‘sembolik’ bir düğün yapan Kübalı genç kadın Mônica’nın söyledikleri, Espín’in hayalinin gerçeğe dönüşmeye ne kadar yakın olduğunu gösteriyor: “Ben daima bunun bir parçası olmak istedim. Anneme kaç kere söylediğimi hatırlamıyorum: Bunu başaracağım, devrimi gerçekleştireceğim!”

Uluslararası Homofobiye Karşı Mücadele Günü etkinlikleri başta olmak üzere, LGBT’lerin sorun ve taleplerini topluma anlatmak için bir dizi etkinliğe öncülük eden CENESEX, yine bir kadın devrimcinin, Mariela Castro’nun liderliğinde ilerliyor.

İlki 2008 yılında Havana’da gerçekleşen Gay Pride’da (Onur Yürüyüşü) konuşan Castro, “Cinsel yönelim özgürlüğü eşit ve toplumsal adaletin hüküm sürdüğü bir ortamda mümkündür” sözleriyle LGBT mücadelesi ile sosyalizm arasında kurulan bağa vurgu yaparken çok haklı.

Küba’da bir dönem “burjuva toplumunun kalıntısı” olarak görülen eşcinselliğe bakışın CENESEX’in öncülüğünde devrimci bir şekilde değişmesi, cinsel çeşitliliğin insan doğasının bir parçası olduğunun kabul edilmesini de beraberinde getirdi. Bu değişimde, Küba’nın ölümsüz lideri Fidel Castro’nun, geçmişte eşcinsellere yönelik muameleyi değerlendirirken sarf ettiği, “Sorumluluğu üstlenmek gerekiyorsa, o sorumluluk benimdir. Suçu başkalarına atmayacağım” sözlerinin etkisi olduğu açık.

2012 seçimlerinde Villa Clara şehrinin belediye meclisine seçilen trans kadın Adele Hernandez, “Cinsel kimliğiniz devrimci olup olamayacağınızı belirlemez. Bu içinizden gelir” diyor ve ekliyor: “Bu büyük bir zafer.” Bundan bir sene sonra, Küba Ulusal Meclisi aldığı kararla çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını yasakladı. Mariela Castro’nun önerdiği değişiklikle İş Kanunu’nda çalışanların eşitliğini düzenleyen maddeye cinsel yönelim ifadesi eklendi. Sosyalist Küba, bu başlıkta da çalışma hayatını dönüştürmeden toplumsal ilişkileri dönüştüremeyeceğinin farkında.

Görüldüğü gibi, ‘Küba mucizesinin’ bir boyutunu da, LGBT özgürleşmesinde kapitalist ülkelerdeki kimlik siyasetinden farklı bir yol izlenmesi oluşturuyor. Havana’da 2013 yılında düzenlenen Onur Yürüyüşü’nün temel sloganı, Comandante’nin ülkesinde eşcinsel olmaya dair yeterince şey anlatıyor: “Sosyalizme evet, homofobiye hayır!”

Çinli Eşcinsellerin `sahte evliliklerle` var olma mücadelesi

Çin’de her yıl binlerce genç kadın ailelerinden ve arkadaşlarından gelen evlenme baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Peki, eşcinsel bir kadınsanız bu baskı karşısında ne yapabilirsiniz? Bu durumdaki milyonlarca kadından biri olan 32 yaşındaki Ou Xiaobai, hem ailesini mutlu etmek hem de bireysel özgürlüğünü korumak adına yaptığı sahte evliliği BBC’ye anlattı:
Kız arkadaşımı korumak ve onunla hayatımı geçirmek istiyorum. Bu yüzden de 2012 yılında bir adamla evlendim.
O sıralar Pekin’de kız arkadaşımla mutlu bir hayat sürüyorduk. Ancak Dalian’da yaşayan ailem bana sürekli evlenmem için baskı uyguluyordu.
İlginç bir şekilde, benim durumum 10 yıl önce daha kolay atlatılabilirdi. Zira eşcinsellik daha az bilinen bir şeydi ve benim durumumda olanlar pek şüphe çekmiyordu.
Ailem bana sürekli biriyle beraber olup olmadığımı soruyordu. Babam ölünce işler daha da kötüleşti.
Çünkü hiç kimseyle yuva kurma niyetimin olmadığını düşünen annem yılın birkaç ayını benim yanımda geçirmeye başladı.
Bundan nasıl kurtulabileceğimi bilemedim. Akıl danıştığım arkadaşlarım bana sahte evlilik yapma fikrini verdi.
Sahte eşimle bir arkadaşım aracılığıyla tanıştım. Gerçekten iyi bir insan. Bizimle aynı durumda. O da gizli bir eşcinsel ve erkek arkadaşıyla yıllardır birlikte.
‘Doğru kararı verdim’
Düğünümüzde kız arkadaşım hem nedimem, hem makyözüm, hem de gelinlik danışmanım oldu.

Yi de, kocamın erkek arkadaşı da verdiğimiz bu karardan dolayı çok memnunlar. Şartlar yüzünden bir araya gelmemize rağmen birbirimizle çok iyi anlaştık ve düğünlerimizi birlikte planladık.
Ailemin düğünümde ne kadar mutlu olduğunu gördükten sonra ben de ne kadar doğru bir karar verdiğime bir kez daha inandım.

Herkesi ancak bu şekilde mutlu edebilirdik: Ailem onlar ölürse yalnız kalmayacağım için mutlu, kocam da hiç kimseden kız arkadaşı bulması baskısının üzerinden kalktığı için.
Evliliğimizin ilk dönemlerinde, tatillerde ailelerimizi kocamla birlikte ziyaret ediyor, iş toplantılarında da ona eşlik ediyordum.
Evliliğimiz de eskimeye başladıkça, rol yapma ihtiyacımız da azaldı.
Ben kız arkadaşımla yaşıyorum, kocam da erkek arkadaşıyla. Bazen birlikte yemeğe çıkıyoruz. Dördümüz çok iyi dost olduk.
Daha sonra başka eşcinsel arkadaşlarım da sahte evliliğimle ilgili benden tavsiye istediler. Benim durumumda olan, yardıma ihtiyaç duyan ne kadar çok insan olduğunu da ancak o zaman anladım.
Çin’de 70 milyon eşcinsel olduğu sanılıyor.
Ve milyonlarca heteroseksüel kadın da toplum baskısı nedeniyle evlenme karar veren eşcinsel erkeklerle evlenme riskiyle karşı karşıya.
iHomo
Bu yüzden iHomo adında bir sosyal medya servisi başlattık. Bir yıl içinde 80’den fazla etkinlik düzenledik ve 100’ün üzerinde formalite evliliğinin yapılmasına yardımcı olduk. Şimdi mobil cihazlar için iHomo uygulaması geliştiriyoruz.
Ancak bazı kişiler için sahte evliliklerin korkunç sonuçlar doğurma riski taşıdığının da farkındayım.
Mesela, formalite evlilik yapan bir çift, aileleriyle aynı şehirde yaşıyorsa sürpriz bir ziyaret her şeyi açığa çıkarabilir. Bu durumlarda çiftin birlikte yaşadığı bir ev daha olması gerekiyor, ki bunu sürdürmek bir süre sonra çok yorucu bir hal alabiliyor.
Bu baskının dışında bir de sürekli sorulan “Ne zaman çocuk yapacaksınız?” sorusu var. Bazı kadın ve erkek çiftler tüp bebek yapmayı deniyorlar, o zaman da çocuğu kimlerin yetiştireceği sorusu gündeme geliyor.
Biyolojik anne-babanın bakmasına karar verilmesi halinde, sahte evlilik yapan çiftin de birlikte yaşama zorunluluğu ortaya çıkıyor.
Özetle, durum daha da karmaşık bir hal alıyor!

Biz şimdilik çocuk sorusunu atlatmayı başardık. Kız arkadaşıma bir koca arıyoruz.
Kız arkadaşım lisedeyken ailesine durumunu açıklamış olmasına ve her hafta onları birlikte ziyaret ediyor olmamıza karşın, geniş ailenin diğer bireylerinin Yi’nin eşcinsel olduğunu öğrenmelerinden korkuluyor.
Özellikle de torununun mürüvvetini görmek isteyen büyük annesinin.
Çok geçmeden ailemin benim hakkımdaki gerçeği öğreneceğini biliyorum. Ancak Çin toplumunun zamanla LGBT bireylere karşı daha hoşgörülü olacağına ve annemin de gelecekte benim cinsel yönelimime saygı göstermeye başlayacağına inanıyorum.
Ailemin gerçek kimliğimi kabul etmesini istiyorum.

Kız arkadaşımla toplumun eşcinselleri daha iyi anlamasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ancak bunu bağırıp çağırarak yapmak doğru bir strateji olmayabilir.
Sahte evlilikleri kullanarak eşcinsellerin istedikleri hayata kavuşmalarına destek olmak istiyoruz.
Bunun ne kadar zor olabileceğinin farkındayız ama inandığımız şey için savaşacağız ve bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz.

KAYNAK: bbc 29.11.2016

100 Kadın listesindeki tek trans kadın olan Seyhan Arman

Uluslararası alanda yayın yapan bir kuruluş olan BBC, yayınlarında kadınların daha iyi temsil edilmesi adına gerçekleştirdiği 100 Women projesi kapsamında, 2016 yılının hayatları ve çalışmalarıyla çevrelerine ilham veren “Başarmış 100 Kadını”nı seçti.

Kadınların daha iyi temsil edilmesi hedefini taşıyan ve bütün dünyaya radyo, televizyon ve internet üzerinden yayın yapan uluslararası kanal BBC tarafından gerçekleştirilen 100 Women projesi, bu sene dördüncü yılına girdi.

100 Women projesinde, bu yıl toplumlarındaki sorun ve beklentileri belgeleyen genç film yapımcıları, girişimciler, iş kadınları, bilim, siyaset, eğitim ve sanatta öncü rol alan kadınlar yer almakta. Proje kapsamında bütün bir sezon boyunca, dünyanın dört bir yanından düşündürücü, heyecan ve ilham verici hikayelerin yanı sıra söyleşiler, fotoğraf çekimleri ve anlatılarla 100 kadının hikayesi seyircilere aktarılacak. 100 Kadın listesindeki tek trans kadın olan Seyhan Arman ile 3 gün boyunca belgesel için çekim gerçekleştiren BBC ekibi, geçtiğimiz hafta İstanbul’daydı.

Seyhan Arman, ilk olarak 2011 yılındaki “Teslimiyet” filmi ve daha sonra 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden “Jüri Oyunculuk Özel Ödülü” ile 2015 yılında ”İnsan Hakları” ve ”En İyi Yabancı Film” ödüllü “Nerdesin Aşkım?” kısa filminin başrolü ve katıldığı birçok uluslararası festivalden beğeni ile dönen sinema, dizi ve tiyatro oyuncusu olması nedeniyle, ayrıca oynadığı filmlerdeki başarısına ek olarak içinde bulunduğu sosyal sorumluluk projelerinden dolayı 100 Kadın projesine seçildi.

KAYNAK: vatandanhaber 23.11.2016

Gay tanışma sitesi sonları oldu!

olgun beyler özel masaj

RESİMLERİM VE VİDEOLARIM İÇİN TIKLAYINIZ.

      GİRİŞ

 

 

41 yaşındaki seks takıntılı Stephen Port; Jack Taylor, Daniel Whitworth ve Gabriel Kovari isimli hepsi 20’li yaşların başında olan gençlerin ölümüyle ilgili suçlu bulundu.

İngiltere’nin başkenti Londra’da meydana gelen olayda seks hastalığı olan 41 yaşındaki Stephen Port,
gay eşcinsel tanışma sitesi Grindr’den tanıştığı üç genç erkekle 15 aylık süre boyunca yerel bir kilisenin yanında ilişkiye girdi.

Port, gençlere likit ecstasy olarak da bilinen GHB ismindeki uyuşturucu maddeden verdi ve gençler kendinden geçmiş, bilinçsiz bir haldeyken onlara tecavüz etti.

Bir otobüs garajının kantininde şef olarak çalışan 41 yaşındaki adam cesetlerden birinin üstünde sahte bir intihar notu bıraktı.
İddialara göre Port, üç yıldan uzun bir süredir 26 yaşın altındaki 8 başka erkeğe karşı cinsel saldırı düzenledi.
Mahkeme stephen Port’un ince yapılı, çocuksu erkeklerden hoşlandığını duyurdu.
Seks takıntılı şef Port, üç cinayetten hüküm giydi.

ORLANDO ONUR YÜRÜYÜŞÜ’NDE 150.000 KİŞİ YÜRÜDÜ

Yaklaşık beş ay önce, eşcinsel temalı Pulse isimli gece kulübüne yapılan silahlı saldırıyla, ABD tarihinin en kanlı saldırısına mekan olan ve bu sebepten ertelenerek, Orlando’da geçtiğimiz gün gerçekleşen LGBT Onur Yürüyüşü’ne 150.000’in üzerinde katılımcı oldu.

Geçtiğimiz Ekim ayında Thorton Park’ta düzenlenmesi planlanan Orlando Onur Yürüyüşü, gerçekleşen fırtına tehditi sebebiyle geçtiğimiz cumartesi gerçekleşti. Orlando valisi Buddy Dyer’ın, Orlando katliamında yakınlarını kaybeden ailelerle birlikte başlattığı yürüyüş, toplamda 150.000 kişinin katılımıyla dev bir harekete dönüşürken, katılımcılar Orlando Katliamı’nda hayatlarını kaybedenleri andıkları pankartlarla sosyal medyada oldukça yer aldı.

EŞCİNSELLİĞİNİ KANITLAMAK İÇİN YAŞADIĞI ANAL TESTİ ANLATTI

Eşcinsel olmanın ağır suç sayıldığı Uganda’da, gay LGBT bireylere yapılan ahlak baskınlarında yakalanan bireyler eşcinsel ilişkilerinin kanıtlanması için anal teste zorlunlu tutuluyorlar.

2014 yılında yapılan bir baskında ele geçirilen Jackson Mukasa, Reuters’a yaşadıklarını anlattı. Bir gece bir arkadaşının evinde toplandıklarında bir baskına uğradıklarını anlatan Mukasa, ”Bir polis memurunun ‘Homolar burada!” diye bağırdığını ve kapıya sertçe vurduğunu duyduk. Bir anda başımızdan aşağıya kaynar sular indi, gerçekten bu olamaz diye düşündük.” sözleriyle baskın anını özetledi.

”Baskın yapan grup çok kalabalıktı. Mahalleden birçok insan küfürler ediyordu, polisler bizi ”Sizi gibi HOMOLAR!” diye bağırarak tekmelemeye başladı. Hiç bir savunmamız olamazdı, öylece bu işkencenin bitmesini bekledik” diyerek baskında yaşadıklarını anlatan Mukasa, sorguya çekildikten sonra kliniğe sevk edildiklerini anlattı. ”Klinikte bir doktor, anüsüme bir makina soktu. Gerçekten inanılmaz canım acıdı, bunu daha önce duymuştum, ancak bir şehir efsanesi sanıyordum. O acıyı ve akan kanı tarif edemem” cümleleriyle insanı şok eden o anları anlattı.

O günden sonra yaşamının çok kötü gittiğini anlatan Mukasa, ”Evden çıkamıyorum, markete gidemiyorum, arkadaşlarıma gidemiyorum, taksiye binemiyorum. Kendimi afişe olmuş hissediyorum” dedi.

KAYNAK: gzone 06.11.2016

Evlilik eşitliği hâlâ yasadışı ama sembolik düğünümüz insanların hayal kurmasını sağladı

1970’te anaokuluna başlamadan önce evcilik oynamayı çok severdim. Diğer Koreli çocukların oynadığı “dabangu”, “stick tossing”, saklambaç ve “squid” gibi oyunları da oynadık ama evcilik en sevdiğim oyundu. Ancak bu oyunu genellikle kızlar oynardı. Oğlanların çoğu dışarda oynamayı tercih ederdi.

Çocukların yetişkinmiş gibi davranmalarını severdim. Tartışmaya olanak sağlamayan ve rekabet uyandırmayan hoş bir oyundu. Bu oyun çiftlerle oynanıyordu ve az sayıda oğlan evcilik oynadığı için ben oldukça popülerdim. Birçok kız benimle çift olmak için yarışırdı bazen de karar vermek için taş-kağıt-makas oynarlardı. Şimdi düşünüyorum da, bu oyun Kore’deki reality show “We Got Married (Biz Evlendik)”in konseptine çok benziyor. Bu kesinlikle benim eğleneceğim bir şey!

Evcilik oynayan birçok çocuk yemek yapma gibi aktivitelere odaklanırken, ben en çok düğün kısmını seviyordum. Bunun nedeni okuduğum masallar olabilir. Partnerimden her zaman Sindirella, Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel gibi masallardan birini seçmesini isterdim. Daha sonra o masala uygun bir son yazardım ve bu son da -hepsinde olduğu gibi- düğün olurdu. Her zaman hayali bir kale inşa ettim ve partnerimle o kaleye faytonla girdiğimizi düşündüm. Bizim düğünlerimiz hep çok sayıda davetli, şaşalı süslemeler ve tören müziğinden oluşurdu. (Tabii ki bunlar hayali bir yerde gerçekleşiyordu.) Partnerlerim de bunu seviyorlardı çünkü prenses oluyorlardı. Derme çatma evlerinde yemek yapıp yiyen diğer çocuklar bizim evimize kıskançlıkla bakarlardı. Ben mutlu hissederdim ve gelecekte böyle bir düğün yapmaya kararlıydım.

29 Temmuz 1981’de yüzyılın düğününü gördüm. İngiltere prensi Charles ve onun çok sevgili Diana’sının düğünü. Bir kale, fayton ve çok sayıda davetli – hayalini kurduğum şey buydu. Ve bu bir masal değil, gerçekten de bir düğündü! O günden itibaren hayalim daha da büyüdü. Yüzlerce insanın duasıyla görkemli bir düğün–asil çiftin düğünüyle aynı olmasa da- yapmaya karar verdim. O günden beri hayalimin gerçekleşmesini bekliyordum.

Ancak, ergenlik dönemindeyken bu hayalim paramparça oldu ve depresyona girdim. Damat olamazdım. Damat olabilmek için bir geline ihtiyacım vardı ama bir gelinle eş olabilecek heteroseksüel bir adam değildim. Kore, heteroseksüellerin düğünlerine destek veriyordu ama yasal ya da ahlaki olarak benim gibi eşcinsellerin düğünlerini onaylamıyordu. Her zaman en mutlu düğünü yapacağıma dair hayaller kurdum ama bunun asla gerçekleşmeyeceğini fark edince depresyona girdim. Tıpkı masallardaki gibi bir düğün yapmak isteyen eşcinsel bir ergen olarak mahvolmuştum.

Üniversitede öğrenci hareketlerine katıldıkça Kore’de evlilik kurumunun problemlerini öğrendim. Ayrıca insanların mutlu olmak için evlenmek zorunda olmadığını ve “mutsuz evlilik” kavramını da öğrendim. Ama yalnızca heteroseksüellerin evlenebilmesine çok sinirlenmiştim. Bu acı gerçek tüylerimi ürpertti. Abim, iki kız kardeşim, arkadaşlarım ve tanıdıklarım evlendi, bense her zaman onları tebrik eden davetliydim.

Eşcinsel olduğumu açıklayıp cinsel azınlık hakları hareketine katıldıktan sonra, üzerinde yaşadığımız bu dünyanın değiştiğini gördüm.

Gitgide daha fazla ülke evlilik eşitliğini yasallaştırıyor ve eşcinsel çiftleri kabulleniyordu.
Hayalimden vazgeçmemeye karar verdim. Kendi kendime “Çok geç değil” dedim. Ama yine yıkımla karşılaştım. Evlilik bir insanın tek başına yapabileceği bir şey değildi ve ne zaman biriyle ilişkim olsa ve bu ilişki ciddiye binse, evlilik fikrimi çıtlatıyordum ama her zaman reddediliyordum. Sadece düğün yapma hayali değil, aynı zamanda evlenmek isteyen bir eşcinsel bulmak imkânsızmış gibi hissediyordum. Hayalim yavaş yavaş soluyor diye endişeleniyordum.

2005’in ocak ayında, dondurucu bir kış gününde, Seung Hwan Kim’i ilk kez gördüm. Beni büyülemişti. O günden sonra ona delicesine aşık oldum ve ısrarcı kurlarım sayesinde çift olmuştuk.

”Evliliğimiz dünyayı hemen değiştirmeyecek. Ama Korelilerin bakış açısında bir değişim yarattı.”

Ocak 2005’te o değişim öğrencisi olarak Amerika’ya gitti ve altı ay boyunca ayrı kaldık. Birçok insan eşcinsellerin kısa süreli ilişkiler yaşadığını ve sadece cinsellik amaçlı olduklarını düşünüyor. Ancak, altı ay boyunca sabahları ve akşamları görüntülü konuştuk, Sevgililer Günü’nde Paris’te buluştuk ve yarıyıldan sonraki yaz bitiminde New York’ta buluştuk. Birbirimizi tutkuyla seviyorduk. Aşkımız derinleştikçe, daha hevesli oldum ve “Evet, hayatımın geri kalanını bu insanla geçirmek istiyorum!” diye düşündüm.

Nisan 2010’da Seul Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ilk uzun metraj filmim “İki Düğün ve Bir Cenaze” sayesinde ödül aldım. Kabul konuşmamda ne söyleyeceğimi çok düşündüm. Teşekkür etmek istediğim herkes, gözümde belirdi. Bu insanların arasında en çok teşekkür etmek istediğim kişi açıkça göze çarpıyordu. Film festivalinin kapanış töreninde, ödül kazanan kişi olarak anons edilip sahneye çıktım. Heyecanımı yatıştırdıktan sonra, seyircilerin arasındaki en mutlu kişiyi, Hwany’yi çağırdım ve: “Hayatının geri kalanını benimle geçirebilir misin? Benim yapmak istediğim bu!” dedim.

2013 yılının mayıs ayında düzenlenen bir basın toplantısında, kesinlikle düğün yapacağımı belirttim. Birçok insan neden evlenmeye çalıştığımı sordu. Onlara cevabım: “Çünkü biz birbirimizi seviyoruz! Başka bir şeye ihtiyacınız var mı?” oldu. Tıpkı diğer evli çiftler gibi birbirimizi seviyor ve birbirimizle birlikte olmak istiyoruz, işte bu yüzden evlenmek istiyoruz. Birçok muhabir afallamıştı ve kafaları karışmıştı. Düğünümüzle ilgili haberler yayıldığında, bu tartışma konusu olmuştu.

Güney Kore’nin evlilik kurumuyla ilgili yasaları, bizim evliliğimizi tanımıyordu. Evlenmeden önce ve evlendikten sonra birçok zorlukla karşılaştık, önümüzde mücadele etmemiz gereken daha fazla şey olduğunu biliyorduk ama 2005’ten beri oluşturduğumuz güven ve ilişkimizin sağlam temeliyle, mutlu olacağımızdan emindik. Bu şimdi bile böyle. Düğün hazırlıkları yaparken diğer çiftler gibi biz de tartıştık ama ikimiz de mutluyduk. Düğün hazırlıkları endişeden daha çok beklentilerle doluydu, daha önce Güney Kore’de hiç yapılmamış bir şeyi yapmak kolay değildi. Ama birçok insan bize yardım etti, bu durum zorlukları kolaylaştırdı.

7 Eylül 2013’te Güney Kore’nin ilk eşcinsel düğününde evlendik. Binlerce davetli bizi tebrik etmek için geldi.

Düğünden sonra yolda birkaç lise öğrencisiyle karşılaştım. Genç bir adam yanıma gelip: “Yönetmen, sayende ben de evlenmenin hayalini kuruyorum. Lütfen ülkemizde evlilik eşitliğinin yasallaşması için mücadele et” dedi. Bu kelimeleri duyunca heyecanla kıkırdadım. Düğünümün birine hayal kurma şansı vermesi beni çok sevindirmişti.

Evliliğimiz dünyayı hemen değiştirmeyecek. Ama Korelilerin bakış açısında bir değişim yarattı. Heteroseksüel insanlar, Kore’de eşcinsel evlilikler olduğunu fark etmeye başladı ve eşcinsel insanlar “biz de evlenebiliriz” diye düşünmeye başladılar.

Güney Kore’de evlilik eşitliği artık hayal edilemez bir şey değil. Bu diğer ülkelere özgü bir durum da değil: Bu da bizim hikâyemiz. Ayrıca evliliğimiz sonrasında Güney Kore biraz daha romantik bir hâl aldı diye düşünüyorum!

KAYNAK: gaiadergi 24.10.2016

Endonezya Cumhurbaşkanı’ndan LGBT bireylere destek

“Polis artık LGBT’leri korumak için harekete geçmeli, kimseye karşı ayrımcılık olmamalı”

Endonezya Cumhurbaşkanı, ülkede yükselen homofobiye karşı LGBT’lerin korunması gerektiğini vurgulayarak sessizliğini bozdu.

Kaos GL’nin haberine göre, Endonezya’da LGBT’lere yönelik şiddet, son birkaç ay içinde polis saldırılarıyla birlikte büyük artış gösterdi. Sadece bu ay, eşcinsel bir çift Facebook’ta öpüşürken paylaştıkları fotoğraf yüzünden tutuklandı.

Ülkedeki homofobik reaksiyon, ülke politikacıların bir kısmının Grindr gibi 80 LGBTİ+ arkadaşlık sitesi ve aplikasyonunun “sapkın propaganda” olduğu beyanıyla yasaklanmasına sebep olmasıyla ivme kazandı.

Cumhurbaşkanı Joko ‘Jokowi’ Widodo, Endonezya’nın tırmanan LGBT karşıtı şiddet üzerine yaptığı ilk açıklamalarla tehlike altındaki vatandaşları korumak için polise çağrıda bulundu.

BBC’ye konuşan Jokowi “Polis artık LGBT’leri korumak için harekete geçmeli, kimseye karşı ayrımcılık olmamalı” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (HRW) Kyle Knight, Endonezya’da politikacıların ayrımcı söylemleri ve LGBTİ’lere yönelik saldırılar devam ederken Jokowi’nin ayrımcılık karşıtı açıklamasının çok önemli olduğunu belirtti.

KAYNAK: t24 21.10.2016